AMAÇ-KAPSAM

İslam düşünce tarihinde İslam’ın ne olduğu, nasıl anlaşılacağı ve ne şekilde yorumlanacağı alanında birbirinden farklı siyasî, kelamî, fıkhî, harsî, içtimâî, felsefî, hikemî veahlakî pek çok yaklaşım ortaya konmuştur. İslam İlimler Tarihinin on beş asra varan tarih ve birikimi önümüze muazzam bir literatür, biyografi ve meseleler listesi koymaktadır. Öte yandan geçen zamanla birlikte çeşitlenen bu meseleler karşımıza problemler yumağını da çıkarmaktadır.

İçinde yaşadığımız dünyayı anlamlandırmak ve yenidünya düzenine karşı yeniden söz söyleyebilmek için öncelikle kadim geleneğin bir envanterini çıkarmamız gerekmektedir.

Müslüman tecrübenin ürettiği tarihi birikimi gözden geçirmek, temel meseleler ile tali olanların bir kaydını yapmak ve envanteri güncellemenin gerekliliği ortadadır.

Bu tür çalışmalar geniş ölçekli ve uzun soluklu çabalara ihtiyaç duyar. Böyle olmakla birlikte bu sempozyumda gelenek ile modernite arasında İslam yorumları meselesi gündeme alınacak, bir başlangıç mahiyetinde bu iki yaklaşımın sağladığı avantajlar ile getirdiği problemler tartışılacaktır.

Modern dönemde din telakkisinin değişmesiyle ve özellikle son birkaç asırda dinin ve Tanrı’nın periferiye itilmesiyle oluşmuş bir anlam uzayıyla karşı karşıyayız. Bu süreç tarihten güçlü bir şekilde taşınan geleneksel ilim ve yöntemlere karşı şüpheci bir tavır takınmayı beraberinde getirmiştir. Bunun neticesi olarak temelde iki yaklaşımın ortaya çıktığı gözlemlenmiştir. İlki “dini saf haline döndürmeyi ve Kur’an ve kısmen de hadis kaynaklarına indirgemeyi” öneren bir yaklaşımdır. Diğeri ise batıda gelişen çağdaş yorum teorilerini doğrudan dini metinlere uygulamayı öneren modernist, eklektik, tarihselci vb. yaklaşımdır. Burada tartışılması gereken en önemli husus, son bir buçuk asırdır yoğun bir şekilde rağbet gören bu yaklaşımların İslam ümmeti batı karşısında yenilgiye uğradıktan sonra ortaya çıkmış olmalarıdır. Bununla birlikte varlığını sürdüren katı gelenekselci yaklaşımın oluşturduğu sorunlar da görmezlikten gelinemez.

Öncelikle karar verilmesi gereken hususlardan biri, verili ve beyan edilmiş “ilk anlam” ile “yorum” arasındaki ilişkinin netleştirilmesidir. Bir diğer husus ise teori ile pratik arasındaki dengedir. Yani dini metinler işlevsellik esas alınarak günümüzün ihtiyaçları için bir tüketim aracı gibi çözümler üreten veriler olarak mı görülmeli, yoksa teorik boyutu önceleyen metafizik temelleri bulunan bilimsel disiplinler çerçevesinde mi ele alınmalıdır? İslam düşüncesi külli perspektif sahibi klasik yöntemlerle, faydayı ve işlevselliği önceleyen çağdaş yöntemler arasında sıkışmış durumdadır.

İlahiyat eğitimi bağlamında da meseleye bakıldığında gerek müfredat gerekse dini algı bakımından pek çok sorunun olduğu gözlemlenmektedir. Mevcut müfredatın bir üst akla sahip olmadığı gibi bir ilimler tasnifi teorisi de bulunmamaktadır. Bu gibi sorunların aşılmasında ilahiyatlar, üzerlerine düşen görev ve sorumluluğun idrakinde olmalıdırlar.

© copyright 2013 -